Ana Sayfa
· KARMA YEM SANAYİ ve GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR (GDO)
· Evcil Hayvanlarda Gebelik Süreleri
· Yumurtadan Civciv oluşumu - gün gün kuluçka
· At ve Tay
· Vitamin B12 ve Bellek
· Melamin ve Gıdalar !
· Sütün Önemi ve Besleme
· Çocuklarınız ne yiyor?
· GMO Pirinçte İnsan Geni Var!
· Soğuk Hava Muhafazası
· Küresel Isınma - Hayvancılık - Metan
· Kahvaltı Tabağındaki Beyaz Zehir !
· Nişastanın Jeletinizasyonu
· Küresel Isınma, Su kaynakları ve Tarım
· Bağışıklık Sisteminin Yapısı
· Bozulabilir Gıdalar için Depolama Koşulları
· Gıda Katkı Maddeleri
· Çocuk ve gençler kötü besleniyor
· Omega-3 : 6 dengesi çok önemli
· Yoğurdun standardı niye değişti?
· Türkiyenin Yoğurtları
· Gıda güvenliğinden Tarım Bakanlığı sorumlu
· Yoğurtta protein kavgası
· TÜRKİYENİN EKONOMİK KRİZDEN ÇIKMASINDA ZİRAATİN ÖNEMİ-H.OKAN BALCIOGLU
· Resmi Tatil Günleri_2014
· Damacana ve Pet Şişelerde Yer Alan Numaraların Anlamı Nedir?
· Aç kalmak kilo aldiriyor - Prof.Dr. Osman Müftüoğlu
· Folik Asit Ne İşe Yarıyor?
· GDO NUN SOSYAL, EKONOMİK, POLİTİK VE DİNİ BOYUTU
· Dioksin hakkında detaylı bilgi
· Trans Yağlar ve Zararları
· Altın Oran ve Doğadaki Matematik
· Çocuklarınıza süt içirmeyin!
· Kolesterol ilaçları...???
· Kolesterol nasıl düşer...
· GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR (GDO): SON MU, SONSUZLUK MU?
· Tavuk eti Hormon Kargaşası...
· 2013-2014 EĞİTİM ÇALIŞMA TAKVİMİ
· Dünya Nüfus artışı ve bunun Tarım ve İklim değişimleri üzerindeki etkileri
   FAYDALI LİNKLER
  ZİYARETÇİ SAYILARI
Online 176
Günlük 0
Aylık 0
Yıllık 0
Genel Toplam 629564
Prof.Dr.H.R.Kutlu ile CARGILL-Haber SOHBET

Prof.Dr.Hasan Rüştü Kutlu ile CARGILL-Haber (Kasım 2012 sayısı) Türkiye Hayvancılığı üzerine SOHBET

Sayın Hocam, öncelikle sohbetimize sizi tanıyarak başlayalım. Bize kendinizden bahseder misiniz?

1981 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden mezun oldum, yüksek lisans eğitimimi Yemler ve Hayvan Besleme Anabilim Dalı’nda, doktora eğitimimi 1993 yılında İngiltere Leeds Üniversitesi Hayvan Fizyolojisi ve Besleme Bölümü’nde tamamladım. Aynı yıl Çukurova Üniversitesi Yemler ve Hayvan Besleme Anabilim Dalı’nda yardımcı doçent kadrosunda öğretim üyesi olarak göreve başladım, 1995 yılında doçent, 2001 yılında profesör kadrosuna atandım. Yemler ve hayvan besleme alanında ulusal ve uluslar arası nitelikli araştırma projelerinde yürütücülük, yüksek lisans ve doktora danışmanlıkları yanında TÜBİTAK-TOVAG (Tarım, Orman Veteriner-Hayvancılık Araştırma Grubu) Kurul Komite üyelikleri ve üniversite içi ve dışında farklı kademelerde idari görevler üstlendim ve bu görevlerin bir kısmı halen devam etmektedir. Ayrıca hayvancılık alanında değişik sivil toplum kuruluşlarında üyelik, başkanlık, teknik danışmanlık vb. görevler yapmaktayım. Yem ve hayvan besleme alanında ulusal ve uluslararası nitelikli önemli sayıda bilimsel yayınla (makale, bildiri, kitap, kitap bölümü, teknik not vb.) evrensel bilime ve uygulamalı saha çalışmalarına katkı sağlamaya çalışmaktayım.      

 

 

Siz aynı zamanda Çukurova Zootekni Derneği başkanlığını da yürütüyorsunuz. Dernek çalışmalarınız üzerine de konuşalım…

“Çukurova Zootekni Derneği 1999 yılında kurulmuş sonraki yıllarda ana tüzüğünde pek çok yenilik yaparak bilim derneği hüviyeti kazanmıştır. Hayvancılıkta yeni tekniklerin uygulanmasına dönük her türlü eğitim, araştırma ve yayım faaliyetleri ile yine bu alanda çalışan her kademedeki insanların güç birliği için ortak platform olarak kendini yenilemiş, tamamen hayvancılığa hizmet eden sivil toplum kuruluşu haline gelmiş, hayvancılıkla uğraşan geniş kesimlerden aldığı maddi ve manevi destekle bu günlere gelmiştir. 2003-2008 yılları arasında her yıl düzenlemeye çalıştığı “Çukurova Zootekni Günleri” adlı toplantı programı ile bölgemiz hayvansal üretiminin irdelendiği, hayvancılık güncelinin tartışıldığı platform olmuştur.  

2009 yılı Ocak ayından itibaren derneğimizin sesi olan "zootekni.org.tr" adresli web sitesi, özel ilgi alanındaki konularda teknik bilgi aktarmayı kendine görev edinmiştir. Bu süre içinde yaklaşık 4 bin kayıtlı kullanıcı ve 500 bin ziyaretçiye ulaşmış, derneğimizin temel amaçlarından biri olan teknik eğitim-yayım çalışmalarında pek çok ilke imza atmıştır. Derneğimiz, Zootekni Bölümü öğrencilerinin motivasyonunu artırmak, onları öğrencilik döneminde özel sektörle buluşturmak ve mesleki bilgilerinin gelişmesine katkı sağlamak amacıyla “Zootekni Öğrenci Kulübü”nü harekete geçirmiştir. Zootekni Bölümündeki başarılı öğrencilere yönelik maddi destek ve özel staj programları ihdas etmiştir. Akademisyenlere yönelik çalışmalarına da verdiği önemin göstergesi ve uluslararası platformdaki etkinliğinin nişanesi olarak; 2009 yılı başından itibaren Avrupa Zootekni Federasyonu’nun (EAAP)  Türkiye Temsilciliği görevini üstlenmiş, Türk Akademisyenlerin bu platformda temsilini sürdürülebilir hale getirmiştir. Derneğimiz EAAP bünyesinde ülkemizi temsil yanında, EAAP Konsey Üyesi (Council Member) olarak da çalışmalarına devam etmektedir. 

Derneğimiz Çukurova Kalkınma Ajansı’ndan aldığı maddi destekle 2010-2011 döneminde “Adana; Çukurova’nın Süt Pınarı” adlı eğitim projesi yürütmüş, Adana İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği üyesi 1300 çiftçiye 13 merkezde eğitim vermiş, yine aynı dönemde 250’den fazla katılımcının desteği ile 7. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi’nin organizasyonunu Adana’da gerçekleştirmiştir.

 

 

Türkiye hayvancılığının son durumu nedir? Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye hayvancılığı derken kanatlı ve ruminant sektörü olarak ikiye ayırmakta fayda var. Kanatlı sektörü özellikle tavukçuluğumuz, eriştiği üretim miktarı ve kalitesi itibarıyla memnun edici düzeydedir. Bu alandaki en büyük sorunumuz hayvan ve yem kaynağında yurtdışına bağımlılığımızın devamıdır. Küreselleşen ekonomide dışa bağımlılığın sorun değil ülkeler arası ticaretin vazgeçilmezi olarak algılanması gerektiği söylense de; ülkemizin piliç eti ve yumurta üretiminde ve tüketimindeki istikrar için kendine yeterliliğinin gerekli olduğunu düşünmekteyim. Hayvancılığımızın diğer kolu olan kırmızı et ve süt üretiminde son yıllarda yaşadığımız pek çok sorun yanında olumlu gelişmeler de umutlu olmamız gerektiğini gösteriyor. Küçükbaş hayvan varlığımızdaki ciddi azalmanın dikkatle izlenmesi ve bu alanda hayvan sayısını ve genetik kapasitesini artıracak üretim projelerinin öncelikle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Süt inekçiliği ve besicilik ise tamamen süt ve et fiyatlarına endeksli ilgi çekmiş, devletin de desteği ile son yıllarda pek çok yatırımcıya yeni iş alanı olmuştur. Bu işletmelerin önemli kısmının hayvancılık sektörünün içinden gelmeyen, hayvancılık konusuna uzak, kısa sürede kar edeceğini düşünen şahıslarca gerçekleştirilmesi ise endişe doğurmuştur. Yatırımcılarımızın başarılı olması en büyük dileğimizdir.  Özetle, gelinen nokta kanatlı sektörü açısından başarılı, ruminant hayvan sektörü açısından ise umut verici; ancak daha epey yolumuz olduğunu gösteriyor.

 

Hayvan beslemede ne durumdayız? Geçmişe baktığınızda ilerleme kaydettiğimi söyleyebilir miyiz?

Güzel bir soru, hayvan beslemede insan beslenmesinde olduğumuz durumdan hiç farklı değiliz. Kişi başı ekmek tüketimimiz 150 kg, kırmızı et tüketimiz 15 kg, sığırlarımızın sap-saman tüketimi 1500 kg, yoğun yem tüketimi 500 kg. Ülke insanımız ve hayvanımız mekanik-fiziksel olarak tok, fizyolojik olarak aç. Tavukçuluk sektörü için besleme sorunu yok, ithal soya ve bir kısmı ithal bir kısmı yerli tahıl kaynakları sayesinde tavuklarımız yeterli düzeyde beslenebilmekte ve ürün verebilmekte, biz de kayda değer düzeyde tavuk eti ve yumurtası tüketebilmekteyiz. Ayrıca, kanatlı ürünlerinin ihracatı da umut verici. Ruminant besleme açısından ise ciddi sorunlar yaşamaktayız. Özellikle kaba yem açısında son yıllarda ciddi yetersizlik yaşanmaya başlamış, ülkemiz tarihinde ilk defa bu yıl kaba yem ithalatı yapılmıştır. Ülkemizdeki kaliteli kaba yem üretimi kültür ırkı büyükbaş hayvan varlığımızdaki gelişime paralel artmamış, kalitesiz kaba yem kullanımından kaynaklanan eksiklik kimi işletmelerde fazlaca yoğun yem tüketimi ile telafi edilmeye çalışılmıştır. Bu tip besleme ekonomik olmadığı gibi hayvan fizyolojisinde ciddi bozulmalara, özellikle ürün miktar ve kalitesi yanında üreme bozukluklarına da neden olmaktadır. Yem bitkileri ekimine verilen desteğin mutlaka devamı yanında, yem bitkisi ekim alanı olmayan çiftliklerin kuruluş aşamasında desteklenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceği, işletmenin yem bitkileri üretimi yapmadığı sürece başarılı olamayacağının anlatılmasında fayda görüyorum. 

 

 

Doktoranızı İngiltere, Leeds Üniversitesi’nde yaptığınızı biliyoruz. Buradan hareketle, dünyada hayvan besleme ile Türkiye arasında bir kıyaslama yapmanız mümkün mü? Farklılık var mı?

Dünya ölçeğinde bir kıyaslamadan çok hayvancılık bakımından kayda değer ölçekteki ülkelerle mukayesenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Ülkemiz gereksinimine uygun hayvansal gıda üretimi için hayvan varlığı açısından yeterli olsa da, birim hayvandan elde edilen verim bakımından çok gerilerdedir. Tavukçuluk için bu olgu geçerli değildir. Hayvan, hem sayıca hem de verim düzeyince yeterli, beslenme sorunu yoktur, verim beklenen düzeydedir. Büyükbaş, koyun ve keçi yetiştiriciliği açından bunu söylememiz mümkün değildir. Bu hayvanlar sayıca yeterli görünse de birim hayvan başına elde edilen verim çok düşüktür. Yem kaynaklarımız, özellikle kaba yem, kalite açısından yetersizdir. Hayvan beslemede ciddi kalite sorunumuz vardır. Çayır-mera alanlarımızın darlığı, kaliteli kaba yem üretimimizin yetersizliği, süt fiyatının düşüklüğü ve yoğun yemin pahalılığı ciddi beslenme yetersizliği ve/veya dengesizliği yaratmaktadır. Modern sayılabilecek çiftliklerde dahi besleme ciddi bir sorundur. Bilimsel normlara uygun rasyonlarla beslenmesi gereken süt inekleri teknik bilgi ve yem kaynağı noksanlığı nedeniyle dengesiz beslenmekte, istenen miktar ve kalitede süt, et üretimi gerçekleştirilememektedir. Üreme sorunları da bu başarısızlığı daha da derinleştirmektedir. Hayvancılıkla alakası olmayan, hibe veya faizsiz kredi kullanarak hayvancılık yatırımı yapanların doyan hayvanın doyuracağını, hayvanın ağızdan sağılacağını iyi kavraması gerekmektedir. Ülkemiz büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde karşılaşılan en önemli sorunlarının ana kaynağı dengesiz veya yetersiz beslemedir. Otumuz, samanımız var, hayvancılık yapalım dönemi bitmiş, profesyonel-endüstriyel hayvancılık dönemi başlamıştır. Yatırımcıların işe başlarken hayvan ırkı kadar kaliteli yem kaynaklarını da dikkate almaları, beslemeye özen göstermeleri, bilimsel esasları takip etmeleri, çiftliklerinde istihdam edecekleri teknik elemanları hayvanlar hastalandığı için değil, hastalanmaması için istidam etmeleri gerektiğini her daim akılda tutmaları gerekmektedir. Hayvancılık açısından örnek almamız gereken İngiltere, Hollanda, Almanya, Fransa, Danimarka gibi ülkelerde ortalama sürü büyüklüğünün en az 50 baş olması ve hayvancılığın ana gelir kapısı olarak görülmesi en önemli başarı faktörü olarak görülmektedir. Bu ülkelerdeki çayır mera alanlarının büyüklük ve kalite açısından yeterliliği, yem bitkileri ekiminin öncelikli olması, üretim ve ürüne verilen desteklerin çiftçileri koruyucu düzeyde olması ülkemizle yapılacak mukayesede en önemli farklılıklar olarak ortaya çıkmaktadır.             

 

 

Hayvancılığımız içinde süt ineklerinin önemli bir yeri var.  Beslenme yönünden süt inekleri nasıl gruplandırılıyor? Bu grupların beslenmesinde farklılıklar var mı?

Ülkemiz yaklaşık 4.8 milyon sağmal süt ineği ile çok büyük üretim potansiyeline sahiptir. Sağmal ineklerimizin %40’ı kültür ırkı olup ortalama süt verimleri 3.9 ton/yıl, %40’ı kültür-yerli melezi olup ortalama süt verimleri 2.7 ton/yıl, %20’i ise yerli olup ortalama süt verimleri 1.3 ton/yıl’dır. Kültür ırkı sağmal inek sayımız son yıllarda sürekli artmış, süt verim ortalamamız ülke düzeyinde hayvan başına 2.9 tona ulaşmıştır. Ancak bu istenen düzeyin çok altındadır. Kültür ırklarımızın ortalama verimleri bile olması gereken düzeyde değildir. Kültür ırkı sağmallarımızın ortalamasının en az 6 ton/yıl olması gerektiği düşünülürse, kültür ırklarının var olan potansiyelinin üçte birinin kullanım dışı olduğunu görmekteyiz. Burada yaşanan verim kaybının tesadüf olmadığını, özellikle besleme yetersizliği ve dengesizliğine bağlı çok ciddi kayıplar olduğunu biliyoruz. Bu kayıpların özellikle süt verimi yüksek ineklerde çok daha bariz yaşandığını bilmekteyiz. Süt verimi arttıkça yılda bir buzağı eldesi mümkün olmamakta, tohumlama sayısı artmakta, döl verimi için yapılan harcamalar yükselmektedir. Maalesef ülkemizde bu şekilde ortaya çıkan kaybın ekonomik boyutuna ilişkin herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bununla ilgili ülkemize özel istatistikî bir veri de yoktur. Kültür ırkı sığırların barındırıldığı modern çiftliklerde servis periyodunun 5-6 ayı bulduğu, iki doğum arası sürenin 15-16 ayı geçtiği bilinmektedir. Sadece süt verimi açısından değil, buzağı kaybı açından da bu çok ciddi bir kayıptır. Gebelikteki ortalama bir aylık gecikme 100 baş sağmalı bulunan bir çiftlikte 100 ay gecikme demektir. Bunun buzağı olarak karşılığı rakamsal olarak 11’dir. Yani çiftlik gebelikte yaşadığı bir aylık gecikme sonucu yılda 11 buzağı teorik olarak kaybediyor demektir. Hesabın bireysel değil çiftlik bazında yapılması gerekir ki; ortaya çıkan kayıp daha net anlaşılabilsin. Ülkemizdeki verim kayıplarının en önemli nedeni beslemeye bağlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüksek verimli süt ineklerinin besin madde gereksinmelerinin son derece komplike olduğu, bunun için rasyon hazırlanmada bilimsel usul ve esasların iyi bilinmesi gerektiğinin unutulmaması gerekmektedir. Süt ve buzağı verim kayıpları daha çok yüksek verimli ineklerde gözlendiği için süt ineklerinin sürü düzeyinde rastgele beslenmemesi gerekmektedir. Sürüde öncelikle verim düzeyine göre gruplama yapılmalı ve grup ortalaması dikkate alınarak her gruba özel rasyonlar hazırlanmalıdır. Çiftliklerde sağmal inekler pratik bir uygulama olarak laktasyon başı (doğumu takip eden ilk 70 gün), laktasyon ortası (70-140 günler arası) ve laktasyon sonu (140-305 günler arası), kuru dönem başı (ilk 40 gün) ve kuru dönem sonu (son 20 gün) şeklinde gruplandırılmakta, buzağı, dana ve düveler ise farklı yemleme programı ile damızlıkta kullanılmak veya satılmak üzere yetiştirilmektedir. Laktasyon başındaki inekler süt verimlerinin yüksek olması ve buna bağlı negatif enerji bilançosu nedeniyle daha özel beslemeye alınmakta, rasyonlarına daha çok özen gösterilmektedir. Özellikle doğumu takip eden dönemde yaşanan, süt humması, ketosiz, abomasum kayması, sonun atılamaması ve mastitis vb. olgulara karşı özel önlem alınması gerekmektedir. Laktasyonun orta ve sonundaki dönemler çok ciddi sorun yaşanmamakta; ancak laktasyon ortası dönem içinde (70-120 günler arası) ineklerin mutlaka tekrar gebe kalması sağlanmalıdır. Laktasyonun tamamlanmasını takiben gebe olan hayvanların 60 gün süreyle kuruya çıkarılması ile doğum için bekleme dönemine girilmelidir. Kuru dönemin özellikle son 20 günü geçiş rasyonuna geçilmeli, hayvan doğum ve sonrasına hazırlanmalıdır. Bu dönemde rasyon anyonik olmalı, doğum sonrası gelişebilecek metabolik rahatsızlıklara karşı önlem alınmalıdır. Özetle, süt inekleri öncelikle verim düzeyleri dikkate alınarak laktasyon başı, ortası, sonu ve kuru dönemde de kuru dönemin ilk beş ve son üç haftası olmak üzere toplam 5 ayrı dönemde beş farklı beslemeye alınmalıdır.  Sürü içinde çok farklı verim grupları varsa her verim grubu için fizyolojik duruma özel 5 farklı besleme uygulaması yapılmalıdır. Bu uygulamalar yapılırken henüz ergin ağırlıklarına ulaşmayan birinci ve ikinci laktasyondaki hayvanların canlı ağırlık kazanmaları gerektiği de unutulmamalıdır.         

 

 

Süt ineklerinin üremesinde ve özellikle süt veriminin arttırılmasında beslemenin rolü nedir? Bu tür hayvanların beslenmesinde nelere dikkat edilmelidir?

Süt sığırcılığında günlük sağılan süt yanında üreme etkinliğin de verim olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Sağımla elde edilen süt ve senede elde edilen bir buzağı süt sığırlarında temel verim unsurlarıdır. Normal işleyişe sahip bir süt sığırcılığı işletmesinde süt ile günlük giderler karşılanır, buzağı eldesi ise en temel kar olarak görülür. Ancak ülkemizdeki işletmelerin önemli kısmı buzağıya meçhul kar olarak bakmakta, süt verimine önem verirken üreme performansı ve buzağı verimine gereken hassasiyeti göstermemektedir. Süt verimi ve üreme performansı genellikle besleme ile şekillenmekte veya yanlış/dengesiz beslemeye bağlı kayba uğramaktadır. Süt veriminde ciddi bir aksama olmayabilir; ancak sürüde üreme sorunu varsa damızlık değer kaybedilebilir. Bir hayvanın kendisini finanse edebilmesi için en az 2 yıl sürüde verimde kalması, yani en az 600 gün sağılması ve en az 2 sağlıklı buzağı vermesi gerekir. Ülkemizde çok değişik şekillerde yetersiz veya dengesiz besleme yaşanmaktadır. Bunların her türlüsü kendini üreme performansında kayıp olarak göstermektedir. Bir ineğin kendini finanse etmesinde ve devamında işletmeye kar sağlamasında üreme etkinliği kilit öneme sahiptir. Beklenen üreme performansının elde edilebilmesi için optimum beslemeye özen gösterilmesi gerekmektedir.  Negatif veya Pozitif enerji dengesi, besleme düzeyine bağlı olarak vücut kondisyonunda aşırı kayıp veya fazlalık, mineral/vitamin yetersizliği, yetersiz veya aşırı ham protein (rumende yıkımlanabilir protein) tüketimi, rasyon yağ asiti bileşimi; esansiyel yağ asitleri: omega6:omega3 dengesi, omega-3 yağ asitleri yetersizliği süt ineklerinde üreme performansını önemli düzeyde etkilemekte, geçici veya kalıcı kısırlıkla sonuçlanan ciddi olumsuzluklara neden olabilmektedir. Bu tür olumsuzlukların önlenmesi için mutlaka yeterli ve dengeli beslemenin gerçekleştirilmesi, rasyon hazırlanırken hayvanın canlı ağırlığı, fizyolojik durumu, verim düzeyi ve çevre koşulları dikkate alınarak bilimsel yöntemlerin takip edilmesi, rasyon kaba-kesif yem oranının dengelenmesi, enerji, protein, vitamin, mineral kaynaklarının hassasiyetle irdelenmesi ve dengelenmesi, mümkünse TMR esaslı rasyon çözümü yapılması ve bu amaçla bilgisayardan yararlanılması gerekmektedir.    

       

 

Peki, süt ineklerinin beslenmesinde yağ ve yağ asitlerinin önemi nedir?

Yağ, çiftlik hayvanları için önemli bir enerji kaynağıdır. Toplam rasyonda %5’i geçmeyen oranlarda yer alan bitkisel yağlar işkembeli hayvanlar için olumsuz bir özellik taşımaz; ancak yüksek verimli süt ineklerinin enerji ihtiyaçlarının karşılanması rasyonda daha yüksek oranda yağ kullanımını zorunlu kılabilir. Özellikle laktasyonun başında negatif enerji bilançosundan korunmanın en etkili yollarından biri rasyon yağ içeriğini artırmaktır. Rasyon bileşiminde uzun zincirli doymamış yağ asitlerince zengin bitkisel yağların %5’in üzerinde olması rumen bakterileri üzerine ölümcül etkiye sahiptir. Böyle durumda rumen pH’sı düşer, selülolitik bakterilerin yaşamı zorlaşır, yemin rumende sindirilebilirliği ciddi oranda azalır. Hayvanın enerji gereksinmesi karşılanırken Rumende fermentasyonun olumsuz etkilenmemesi gerekir. Yüksek yağ düzeyine bağlı olumsuzlukların önlenmesinde en etkili çözüm; rasyonda korunmuş yağ veya by-pass yağ olarak tanımladığımız özel yağ kaynaklarının kullanımıdır. Bu kaynaklar hem doymuş formda hem de rumende inert oldukları için bakteriler üzerine zararlı etkiye sahip olmayıp yüksek verimli süt ineklerinde enerji açığını kapatmada başarılı şekilde kullanılabilirler. Zira, geçmiş yıllarda yürütülen araştırmalar süt sığırlarının beslenmesinde kullanılan uzun zincirli doymuş yağ asitlerinin süt verimi ve kalitesini artırdığını göstermiştir. Süt yağı ve kalitesi yanında optimum üreme performansı için rasyon esansiyel yağ asiti bileşimi de büyük önem taşımaktadır. Esansiyel yağ asitlerin iki ayrı tipte bulunurlar. Omega-6 (linoleik asit, araşidonik asit), yağlı tohumlarda zengin, Omega-3 (linolenik asit, DHA, EPA), yeşil yemler, böcekler, algler, balıklarda bulunur. Düşük verimli inekler genellikle kaba yem ağırlıklı beslendikleri için omega 6 ve 3 arasındaki oran dengede olup omega-6:omega-3 oranı 1:1’e yakındır. Yüksek verimli inekler omega-6’ca zengin tahıl ve yağlı tohum içeren kesif yem ağırlıklı beslendikleri için bu oran 10:1’e yükselir, yani omega-3’ce fakir beslenmiş olurlar. Omega-6’ca (araşidonik asit) zengin omega-3’ce fakir bir beslenme prostoglandinlerin sentezini destekler. Gebelik, uterustaki corpus luteumdan progesteron salgısı ile hazırlanır. Prostaglandin salgısı progesteron salgısını inhibe eder, yumurta döllenemez atılır, gebelik gerçekleşmez ve inek tekrar siklusa girer. Gebeliğin ilk 30 günüde döllü embriyoların %20-40 ölür ve/veya düşük olur. Uterus içi koşullar embriyonun tutunmasına uygun olmayabilir.  Bu nedenle omega-3 yağ asitlerinin gebeliğin oluşumu ve devamı açısından ruminant beslemede özel bir önemi vardır. Omega-3’ler buzağılama öncesi (kuru dönem) uterusta depolanır çünkü gebelik için gereklidir. Erken laktasyonda (doğumu takip eden ilk aylarda) ise yumurtalıkta büyük folükül oluşumu sağlar, ayrıca erken embriyo kayıplarını engeller. Tüm bu bilgiler dikkate alındığında enerji kaynağı olarak by-pass yağlar ve üreme performansı açısında omega-3 yağ asitleri süt ineklerinin beslenmesinde özel önem taşır.  

 

Üniversitelerimizde süt ineklerinin beslenmesi üzerine ARGE çalışmaları ya da sizin çalışmalarınız var mı? Bu çalışmaların sonuçları hakkında bilgi verir misiniz?

Üniversitemiz Ziraat Fakültesi Araştırma ve uygulama çiftliği farklı hayvancılık ünitelerine sahip olup, bunlardan en önemlisi süt sığırcılığı ünitesidir. Değişik yaşlarda yaklaşık 550 baş saf siyah alacaların barındırıldığı bu ünitede 170 baş sağmal süt ineği bulunmaktadır. Bu ünitede Yemler ve Hayvan Besleme Anabilim Dalımıza ait 30 bireysel bölmeli deneme alanı yer almakta ve süt inekleri üzerine arge çalışmalarımız bu deneme alanında yürütülmektedir. Çalışmalarımızda normal veya sıcaklık stresi koşullarında rumen fermentasyonunun senkronizasyonuna yönelik yem seçimi tekniğine dayalı besleme uygulamaları, rumen fermentasyonun optimizasyonuna yönelik bitkisel ekstraktların testi, korunmuş yağ, korunmuş protein, rumende sindirilebilirlik hızları farklı nişasta kaynaklarının kullanımı vb. alanlarda yoğun araştırma faaliyetleri yapılmaktadır. Bu çalışmalarda pek çok fizyolojik ve biyokimyasal parametre yanında süt verimi, süt komposizyonu, vücut kondisyon skoru gibi ekonomik parametreler de ölçümlenmektedir. Anabilim dalımıza ait modern ve çok özel ekipmanlarla donatılmış yem ve gıda analiz laboratuarlarımız da tüm bu çalışmalara destek vermektedir. Bu çalışmalardan elde edilen bulguların pek çoğuna Anabilim Dalımız web sayfasında yer alan yayınlarımız bölümünden ulaşmak mümkündür. 

 

Cargill, hayvan beslenmesinde de dünya lideri olmayı hedeflemiş bir firma ve bu alanda büyük yatırımları var. Yanı sıra ARGE çalışmaları da yürütüyor. Bu yönüyle Cargill hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Dünya tarım ve hayvancılık sektörünün önde gelen kuruluşlarından biri olan ve yaklaşık 150 yıldır uluslararası düzeyde tarım, gıda ve endüstriyel ürünlerin üreticisi ve pazarlayıcısı olan Cargill’in faaliyetlerini ve yatırımlarını ilgili ile takip ediyorum.  Özellikle yem üreticilerine hammadde ve premiks tedariki, hayvan yetiştiricilerine hayvan besleme alanında özel destek, yem maddesi satıcıları ile ticari işbirliği Cargill’i daha özel bir konuma getirmektedir. İsim ve ürün kalitesi ile ticari güvenilirliğe sahip Purina, Provimi, Nutrina, LNB gibi pek çok ticari markayı bünyesinde barındıran Cargill, yem maddesi,  premiks üretimi ve satışı yanında çiftliğe özel besleme çözümlerine yönelik araştırmaları ile de ülkemiz hayvancılığına destek verdiğini düşünüyorum.  Bu çalışmalar için ülkemiz üniversiteleri ve araştırma kuruluşları ile işbirliği yararlı olacaktır.  

 

 

Eklemek istedikleriniz…

Ülkemiz hayvancılığının içinde bulunduğu bu nazik dönemin hayvancılığımızın gelişimi açısından çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Son yıllarda hibe programları desteğiyle ve faizsiz kredilerle önemli sayıda yeni hayvancılık işletmesine sahip olan ülkemizde bu işletmelerin ayakta kalabilmeleri, fizibilitelerine uygun üretim yapabilmeleri ve ticari kazanç temin edebilmeleri ancak ve ancak bilimsel esaslara uygun sevk ve idare ile mümkündür. Bu işletmelerin pek çoğu için arazi varlığı sadece ahır ve müştemilatı düşünülerek hesaplanmış, yem bitkileri, kaba yem üretim alanları göz ardı edilmiştir. Süt sığırcılığında sürdürülebilirliğin sağlanması işletme bünyesinde yem bitkileri üretimi ile mümkündür. Ayrıca hayvanların rasyonel beslenmesi, işletmenin büyüklüğü ve kapasitesine bağlı olarak yeterli düzeyde teknik eleman (zooteknist ziraat mühendisi, veteriner hekim, teknisyen vb.) istihdamı başarının önkoşuludur. Yeni kurulan büyükbaş hayvancılık işletmelerinin önemli kısmında yem bitkisi üretimi ve teknik eleman istihdamının yetersiz olduğu, rasyonel beslemenin yapılamadığı tüm bunlara bağlı olarak da ciddi verim (süt ve döl) kayıplarının yaşandığı gözlenmektedir. Hayvancılık yatırımlarının başarıya ulaşması için hayvancılık geçmişi olmayan yatırımcıların özellikle sürü idaresi, sağlık koruma yanında rasyonel besleme konularına dikkat sarf etmeleri gerekmektedir.

Son olarak, derginizde ayın konuğu olarak şahsıma yer ayırdığınız için teşekkkür eder, başarılı çalışmalarınızın devamını dilerim.


DİĞER HABERLER

Rasyon Bileşiminin Yumurta iç Kalitesine Etkileri

Rasyon Bileşiminin Yumurta iç Kalitesine Etkileri

Piliç ve ve yumurta üretiminde artış...

Piliç ve ve yumurta üretiminde artış...

WEB SİSTEMİMİZE ÜYELİK BAŞVURUSUNDA BULUNANLAR

WEB SİSTEMİMİZE ÜYELİK BAŞVURUSUNDA BULUNANLAR

9. ULUSAL ZOOTEKNİ BİLİM KONGRESİ

9. ULUSAL ZOOTEKNİ BİLİM KONGRESİ

DERNEĞİMİZİN 10. GENEL KURULUNA DAVET

DERNEĞİMİZİN 10. GENEL KURULUNA DAVET

Zootekni Federasyonu kuruldu...

Zootekni Federasyonu kuruldu...

  ALTIN SPONSOR

  SPONSORLARIMIZ
  ÜYE GİRİŞİ
  KÜÇÜKBAŞ
  BÜYÜKBAŞ
  KANATLI
  HAYVAN BESLEME VE YEM
  TÜRKİYE TARIMI
  TÜRKİYE HAYVANCILIĞI
  BİYOMETRİ-GENETİK
  SAĞLIK ve SAĞLIK KORUMA